
Muhterem Müslümanlar!
İslam kelimesi sözlükte; teslim olmak, boyun eğmek, itaat etmek anlamlarına gelir. İlahi emirlere teslim olup itaat etmeğe dayanan bir din olması sebebiyle bu dine İslam denilmiştir. Terim anlamı itibariyle İslam, Allah tarafından Peygamberler aracılığıyla insanlara bildirilen, dünyada ve ahirette insanları mutluluğa ulaştıracak hayat şekli, itikadî ve ameli bir nizamdır.
İslam, evrendeki bütün varlıkların teslim olduğu ve insanın da iradi olarak itaat etmesi istenen bir hayat ve yaşama biçimidir. Diğer bir ifadeyle evrendeki bütün varlıkların hayatı İslam’dır; evrenin sahibine teslim olmuşlardır. Dolayısıyla, İslam inancına göre bütün tabiat Müslümandır. Kur’an bu hakikati şöyle ifade ediyor: “Allah’ın dininden başka bir din mi arzu ediyorlar? Oysa göklerde ve yerde kim varsa, ister istemez O’na teslim olmuştur. O’na döneceklerdir.”(1)
İlahi vahyin kaynağı bir olduğu için İslam, bütün Peygamberlere gönderilen semavi dinin adı olmuştur. Allah’ın İslam adını verdiği bu ilahi din, Hz. Muhammed (sav) ile olgunluğa ulaşmış, bütün hükümleri açısından tamamlamış, bütün ilkeleri Peygamber tarafından açıklanmış bir hidayet yoludur. “Allah katında geçerli olan din, yalnızca İslam’dır.”(2)
Değerli Kardeşlerim!
İslam tam bir hayat tarzıdır. İnsanla ilgili bütün alanları kapsar. İslam, insan hayatının vazgeçilmez de olsa bir parçası değil; her yönüyle insan hayatının bütünüdür. İnsan yaşamını parçalamaz; bir bütün olarak görür. İslam, insanın günlük yirmi dört saatini ve doğumdan ölümüne her alandaki her yönünü kapsar ve belirler.
İslam, kişinin aklını, kalbini ve amellerini ıslah edebilmek için itikadi, ameli, ahlaki ve hukuki bir takım hükümler getirmiştir. Bu çerçevede insanlara inanması ve reddetmesi gereken hususlar, hangi amellerin, hangi şartlarda ve nasıl yapılacağıyla ilgili meseleler, müminin sahip olması gereken ahlaki özellikler ile bunlar dışında kalan evlenme, boşanma, miras, toplum idaresi, ekonomi ve benzeri insanla ilgili bütün konulara dair temel ilke ve prensipler ortaya konmuştur. İslam dinini sadece bir vicdan ve ahlak meselesiymiş gibi göstermek doğru değildir. İslam yalnızca inançlar bütünü olmadığı gibi, yalnızca ahlak da değildir. İnancı, ibadeti, ahlakı ve hukukuyla bir bütündür. Bu dinin muhtevası ve sınırları Kur’an ve sünnetle çizilmiştir. Bu çerçeve içerisinde helaller ve haramlar, farzlar ve vacipler, sünnet ve mekruhlar ve benzeri hükümler vardır.
Aziz Cemaat!
Beşer ürünü olan bütün ideolojiler, insanı şekillendirme ve ona yeni hayat tarzları sunma çabasının sonuçlarıdır. İçinde yaşadığımız çağda, hâkim Batı kültürü de, insanın nasıl giyineceği, nasıl konuşacağı, nasıl yiyeceği ve nelerle meşgul olacağı gibi insanla ilgili hemen her alanda insanı baskı altına alarak onu şekillendirmeye çalışmaktadır. Bu yeni hayat anlayışı içerisinde bütün ihtiyaçlar imaj ve reklâmla belirlendi. Bu anlayışta insana “tüketen bir varlık” olarak bakılması, tükettiği oranda değer verilmesine neden oldu. Tüketmeyi alışkanlık haline getiren insan, sorgulama yeteneğini kaybettiği için, dayatılan yeni hayat tarzını, en iyi yaşama şekli kabul etti ve buna bağlı olarak gerçek olmayan ihtiyaçlar gerçekmiş gibi algılanmaya başlandı. Bu çerçevede helal-haram, meşru-gayri meşru kavramları anlamını kaybetti.
Müslüman hayat tarzında, insan başıboş bırakılmamıştır. Zira insan anlamlı ve amaçlı yaratılmıştır. Yaşadığı hayat içerisinde sahip olduğu ve kaybettiği her şeyle sınanmaktadır. Dolayısıyla mümin, kendisine emanet verilen ömür sermayesini ancak İlahi sevgiyi ve rızayı kazanmak için harcayabilir. Başına buyruk, gelişigüzel, rast gele bir hayat süremez. İslam, insana bir hayat anlayışı, dünya görüşü ve yaşam tarzı önerir. Dolayısıyla İslam, insanın içi ve dışı, kalbi ve kalıbı, aklı ve vicdanı, arzusu ve nefreti, duygusu ve hassasiyetiyle Allah’a teslim olup boyun eğmesidir. Kalbini ve aklını, elini ve eteğini, içini ve dışını Allah’ın hükmü dışındaki her türlü etkiden kurtarmaktır. Ne mutlu Hz. İbrahim misali bütün varlığını Allah’a teslim edip de dünyada seçkin, ahirette salihlerden olanlara!(3)
1) Al-i İmran, 3/83
2) Al-i İmran, 3/19
3) Bakara, 2/130-131


